zamansız..


uyanınca..
Ekim 17, 2008, 7:27 pm
Kategori: gün yağmuru

İlk önce televizyonu kapattı ağır ve kendinden emin adımlarla. İçmek istemediği, bir nefes aldıktan sonra söndürmek istediği sigarayı aradı gözleri. Paketin üstündeki kırmızıya takıldı, düşündü öylesine kırmızıyı ne kadar çok sevdiğini.

Hava serinlemeye, gece yavaş yavaş çökmeye başlamıştı. Güneşin giderken karşı tepede bıraktığı altın rengine daldı. Fotoğraf makinesine uzandı fakat vazgeçti birden daha önce çektiği kareleri düşününce. Ne zaman bırakmıştı fotoğraf çekmeyi, hatırlayamadı. Çok olmamıştı. Eskisi gibi taşımıyordu da yanında artık. Her gün aynı yolu gidip gelmekten, aynı yerleri, aynı insanları görmekten sıkılmıştı ama yine de bir kare yakalayabilirim belki diye dikkatlice bakıyordu etrafına. Neredeyse tek tek inceler hale gelmişti yoldaki o ayağına batan taşları, tek katlı sevimsiz evleri, birazcıkta olsa yeşile olan hasretini dindiren ağaçları…

Sonra unuttu nerede olduğunu, bu ufacık yerin neresi olduğunu, bu ufacık yerin nerede olduğunu, bu ufacık yerde unuttu kendini…
Bu ufacık yerde,
Günlerin birbirine benzediği,
Gökyüzüne parmaklarının ucunda durarak ulaşabildiği yerde.
Bütün kapıların aynı odaya açıldığı,
Ardı arkası kesilmeyen cinayetleri büyük bir heyecanla izlediği,
Kimseyi umursamıyormuş gibi görünüp de aslında o küçücük yüreklerin gülümsemesi için didinip durduğu yerde.
Sinirden gözlerinin patladığı,
Başına sanki kopacakmış gibi ağrıların girdiği,
Minicik ellerin beyazlar içinde tir tir titrediği yerde.
Rüzgarına kendisine sarılıp bütün gücüyle karşı koyduğu,
Yağmurunda ayaklarına külçeler bağlanan,
İçeri girdiğinde çözülüp merdivenlerden bir su gibi aktığı,
Serçe parmağının sızlamaktan isyan edip onu unuttuğu,
Soğuk gecelerinde sıcaklığını hissedebilmek için yorganına sımsıkı sarıldığı,
Bu ufacık, günlerin hep aynı, gecelerin daha da aynı olduğu bu yerde
Unuttu kendini…

Ve birden kan ter içinde açtı gözlerini. Derin bir nefes aldı bu tekdüze kabustan uyanınca. Sarılmak için döndüğünde sıcaklığına, buz gibi yatağın sessizliğiyle irkildi gözlerinden süzülen çığlıklarla. Bitsin, bitsin diyordu, unut gitsin. Unut bitsin. Unut gitsin. Unut bitsin. Unut gitsin. Unut bitsin. Unut gitsin. Unut bitsin. Unut gitsin…

Gecenin sessizliğinde tek duyabildiği buydu…